On Beşinci Madde
Saat 14.00'te, altı aydır süren görüşmeler bir video toplantısında nihayet kâğıda döküldü: Stüdyo, boks tarihinin en büyük isimlerinden biri için bir koleksiyon kartı seti hazırlayacaktı. Çerçeve ve takvim imzalandı; ad, görseller ve satış tarihi henüz belirlenmemişti, her şey gizliydi.
Saat 14.00'te, altı aydır süren görüşmeler bir video toplantısında nihayet kâğıda döküldü: Stüdyo, boks tarihinin en büyük isimlerinden biri için bir koleksiyon kartı seti hazırlayacaktı. Çerçeve ve takvim imzalandı; ad, görseller ve satış tarihi henüz belirlenmemişti, her şey gizliydi.
Toplantının kendisi şaşırtıcı ölçüde sakindi. Hukukçular maddeleri tek tek geçti, iki taraf imzalayıp belgeleri geri gönderdi; hepsi bir saatten kısa sürdü. Görüşme kapanınca ofis birkaç saniye sessiz kaldı, sonra biri altı aydır içinde tuttuğu çığlığı salıverdi. On küsur kişilik bir stüdyo böylesine büyük bir ismi üstlenmişti.
Kayda değer olan anlaşmanın kendisi değil, görüşmeler boyunca yinelenen soruydu. Karşı tarafın ekibini en çok ilgilendiren ne görseller ne de oynanıştı; soru şuydu: Kartı alan sıradan bir hayran onu nerede saklayacaktı? Cüzdanları ve gas ücretlerini bilmesi mi gerekecekti?
Stüdyo her sorulduğunda sektörün o bilindik beceriksiz yanıtını verebiliyordu: Bir eklenti kur, on iki kelimeyi yaz ve kaybetme. Bunu söyleyenler bile söylediklerine inanmıyordu.
O akşamki değerlendirmede soru aynen beyaz tahtaya yazıldı ve on beşinci madde olarak numaralandırıldı. Ünlü bir isim, on milyonlarca dışarıdan insanı kapıya getirebilirdi; ama eşik hâlâ oradaydı. Zincir onları karşılamaya hazır değildi.